Yazı Boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Em.Albay Bayram GENÇCAN
bgenccan@gmail.com
Sözde Ermeni Soykırımı Meselesi
14 Nisan 2010 Çarşamba Saat 19:57

Her yıl bahar ayları geldiğinde cennet mekanı memleketimiz baharın tatlı telaşını ve tabiatın uyanışını heyecanla, sevinçle, umutla karşılarken, memleket dışındaki güya dost ve müttefiklerimiz (ve onların birtakım dahili işbirlikçileri), tarihi insanlık ve merhametlik uygulamalarının binlerce örneği ile dolu aziz milletimizi, atalarımızı ve ecdadımızı sözde soykırım yalanları ile itham ederler. Her sene bugünlerde Ankara-Washington hattında bozuk plak gibi hep aynı şarkı çalar. Yapılış iddiaları 1915’lere, ortaya atılması 1974 Kıbrıs harekâtının hemen sonrasına dayanan bu süreç, her yıl 24 Nisan'a yaklaşırken, merkezinde Ermeni diasporasının bulunduğu bir takım karanlık güçler tarafından ısıtılıp ısıtılıp dünya gündemine sunulur. “Ermeni Soykırımı Meselesi”; Birleşmiş Milletler, ABD, Avrupa Birliği ve bazı ülkelerin parlamentolarında görüşme gündemine alınır, "Soykırım'ın kınandığı, Türkiye’nin de bunu kabul etmesi gerektiği" vurgulanır.

Osmanlının en fazla itimat ettiği ve kolladığı tebaası olan Ermenilerin geçen yüzyılın başında başlattıkları isyan ateşi ile ülkemiz ve insanlarımızı kan, gözyaşı ve acılara boğan kötü günler; tarihin derinliklerinde ders alınması gereken bir devir olarak kalması gerekirken, belli mihraklarca küllenen ateşin üzerine benzin dökülerek günümüze kadar taşınmakta ve her fırsatta acımasız bir şekilde ülkemiz suçlanmaktadır.

Bu millet ve bu milletin ataları Allah’ın yarattığı kulu, Yaradan'ından ötürü kutsal sayar. Türk milleti soykırım yapmamıştır, yapamaz. Türk; dininden, ırkından veya başka bir özelliğinden ötürü kendinden olmayanı öldürmez. Türk’ün, yaradılışı, karakteri ve dini inanışları buna izin vermez.

Olayın içeriğini uzun uzun anlatmak yerine kısa bir hatırlatmanın daha uygun olacağını düşünüyorum.

Türlü düşmanlarla memleketin hemen hemen bütün cephelerinde amansız bir ölüm kalım savaşı veren ecdat, kendisini arkadan hançerlemeye çalışan bu en fazla itimat ettiği tebaasına “öte git” demek zorunda kalmıştır. “Tehcir Kanunu” olarak bilinen, geçici kanun mahiyetinde olan ve asıl adı "Savaş zamanında hükümet uygulamalarına karşı gelenler için asker tarafından uygulanacak önlemler hakkında geçici kanun" 27 Mayıs 1915 tarihinde kabul edilir. Bölgede yaşayan Ermenilerin bir bölümü yer değiştirmiştir. Kötü hava koşullarının etkisiyle ve görevlerini ihmal eden bazı sorumluların da katkısıyla; yer değişimine maruz kalan Ermenilerin bir kısmı yaşamını yitirmiştir. Ancak unutmamak gerekir ki; bu savaş sırasında ve bu bölgede can veren Türkler'in sayısı en az Ermeniler kadardı. Kaldı ki yer değiştirme kararı bütün Ermenilere uygulanmamıştır. Katolik ve protestan mezhebinde bulunan Ermenilerin yanı sıra, Osmanlı ordusunda subay ve sıhhiye sınıflarında hizmet gören Ermeniler ile Osmanlı Bankası şubelerinde ve bazı konsolosluklarda çalışan Ermeniler devlete sadık kaldıkları sürece göçe tabi tutulmamışlardır. Ayrıca; hasta, özürlü, sakat ve yaşlılar ile yetim çocuklar ve dul kadınlar da tehcire tabi tutulmamış, yetimhaneler ve köylerde koruma altına alınarak ihtiyaçları devletçe, “Göçmen Ödeneği”nden karşılanmıştır.

Ancak Ermeni komitacılar Osmanlının zayıf halinden nasıl istifade ederiz hesabına düşmüşlerdir. Bu dönemde asıl mezalim ve katliam Ermenilere değil, Rusya tarafından desteklenen Ermeni çetelerince bölgedeki Türk ve Müslüman halka karşı yapılmıştır.

Bazı sözde aydınlarımız da günümüzde Ermenilerin bu oyunlarına kanmışlar ve doğrusunu bildikleri halde gerçekleri çarpıtarak Ermenilerin yalan ve yanlışlarına alet olmuşlardır. Bizim adımıza hesap sormaları gereken bu zavallılar inanılmaz bir pişkinlikle ve cüretle bizden hesap soranların yanında yer alabilmişlerdir.

Sözde Ermeni Soykırımı Meselesi'ni en fazla işleyen ve Ermenilere en fazla destek veren ülke NATO Müttefikimiz Fransa'dır. Bu ülke “Fransa; 1915'te Ermenilerin Osmanlı İmparatorluğu tarafından soykırıma uğradığını kabul eder" meâlinde yasalar çıkartmış, bir bakıma Ermenilerin sözcülüğünü, avukatlığını üslenmiştir. Bu ülkeyi, sizlerin de bildiği gibi, “Stratejik Ortağı” olduğumuzu sandığımız ABD takip etmektedir.

Bu aşamada, hepinizin yakından bildiği, okurken, dinlerken canınızın sıkıldığı konuları anlatmak yerine, “neler yapabiliriz”i konuşmamızın daha doğru olacağını düşünüyorum.

Öncelikle ifade etmeliyiz ki, Ermeniler ile ilgili olarak alınan, alınacak olan hiç bir karar; Türkiye'ye ve Türk milletine hiç bir şekilde zarar veremeyecektir. Tam tersi, bu türden iddialar ve zorlamalar, kamuoyunu birleştirici ve bütünleştirici bir etkiye neden olacak, bir bakıma, bu yönde olumlu katkılar sağlayacaktır. Siyasi partilerin, toplumun kanaat önderlerinin, gerçek aydınların, vatanını milletini seven hemen herkesin tepkisi neredeyse aynı yöndedir.

Sözde soykırım iddialarını gündemden düşürmeyerek kabulcü ülkelerin sayısını arttırmaya çalışan ve sınırların açılmasını sürekli erteleyen Ermenistan’ın bu tutumundan, en fazla, açlık ve sefalet içinde yaşayan kendi halkı etkilenecektir. Bizim onlardan alacağımız hiç bir şey yoktur belki ama onların bize çok fazla muhtaç olduğu aşikârdır.

Neler Yapabiliriz?

- Arşivlerimizi kullanmalıyız.

“Tarihi tarih bilimcileri yazar” tezini daima güçlü ve gündemde tutmalıyız. Tarihin bilim adamlarınca tarafsız olarak yazılabilmesi için olayları yaşayanların ölmesi lazımdır. Bu da asgari yüz yıllık bir süreyi gerekli kılar. 1915 yılının yazılabilmesi için en az bir beş yıla daha ihtiyacımız vardır. Bu süre çok iyi değerlendirilmeli ve zararsız atlatılmalıdır. Bütün arşivler elimizde ve tasnif halindedir. Ermenilere karşı yürüttüğümüz “arşivlerimizi paylaşalım” tezi güçlendirilerek savunulmalı, konunun asıl muhataplarının tarihçiler olduğu şiddetle vurgulanmalıdır.

- Tarih bilinci oluşturmalıyız.

Tarih derslerimizde bizlere, bizim dönemimizde ortaöğrenime gidenlere ne yazık ki müfredatımız gereği “Ermeni Soykırımı” ile ilgili olarak hiçbir şey öğretilmemiştir. Fransızların Kurtuluş Savaşı döneminde yaptığı katliamlar ve vahşetler yeterince anlatılmamıştır. Kendilerini “Ermeni Bilim Adamı” olarak tanıtan sözde tarihçiler “Osmanlı'ların Ermenileri Birinci Dünya Harbi esnasında nasıl kestiklerini” anlatan binlerce eser vermişlerdir. Tamamen siyasi bakış açısı ile kaleme alınan ve bilimsel hiçbir değeri olmayan bu eserler dünya kütüphanelerini süslerken, Türkiye dışında bütün milletler okullarında bu yalan ve yanlış bilgileri tarih bilimi adına okurken, bizler olaya seyirci bırakıldık. Bu eksiklik, sistemli ve süratli bir şekilde giderilmeli ve tarih bilinci oluşturulmalıdır. Bunu yaparken “karşı taarruz” kuralları da uygulanmalıdır. Bu kapsamda, her fırsatta, Ermenilerin Karabağ’da, Hocalı’da, Hankendi’nde, Fransızların; Saint Bartelmi’de, kendi tebaası olan Cezayir halkına uyguladığı katliamlar hafızlara kazınmalıdır. Ermenilerin sadık dostu Fransızların Gaziantep, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaptıklarını hiç unutmadığımız, yapılanları unutmamak için de; bu şehirlerimizin isimlerinin başına Gazi, Şanlı ve Kahraman sıfatlarını eklediğimiz genç nesillere anlatılmalı, Fransızları kutsal vatan topraklarından taş ve sopalarla nasıl kovaladığımız her zaman hatırlatılmalıdır.

- Ambargoya devam etmeliyiz.

Ermenistan'ın Dağlık Karabağ ve Azerbaycan'ın bazı bölgelerinde sürdürdüğü savaş ve savaşa bağlı olarak Azerbaycan ve Türkiye'nin Ermenistan'a uyguladığı ambargo Ermenistan’da hayatı olumsuz yönde etkilemektedir. Bu uygulamanın gücü ortadadır. Bir yanlışı bilerek devam ettirmenin bedeli olarak gerektiği yere ve zamana kadar ambargoya devam edilmelidir. Ermenistan; siyasi ve ekonomik konular başta olmak üzere her alanda ablukaya alınmalıdır.

- Güçlü olduğumuzu hissettirmeliyiz.

Her türlü ikili temas, toplantı ve görüşmelerde, Ermenilere, zihinleri bulandırıp bir sonuca varmalarının mümkün olmadığını anlatmalıyız. İçinde bulunduğu ağır durumdan sağduyulu hareket ederek kurtulabileceğini ifade etmeliyiz. Tarihi tecrübeler, kin ve nefrete dayalı politikaların iflas ettiğini ve gelecekte de iflas edeceğini göstermektedir. Dünyanın odak noktasında yer alan Türkiye, bölgede istikrar unsurudur. Türkiye, bu ülkenin en önemli ve her alanda muhtaç olduğu tek komşusu olmasına ve Türkiye ile dostluğun kendilerine daima menfaat sağlayacağını bilmelerine rağmen Ermenistan Devleti; beceriksiz ve basiretsiz yöneticilerin elinde dünya emperyalizminin basit bir maşası olarak kullanılmaktadır. Bize düşen, yapılacak her türlü görüşmede, toplantıda bu durumu Ermenistan’a en yoğun şekilde hissettirmek olmalıdır.

- Ermeni vatandaşlarımız tavır almalıdır.

Yüzyıllardır iç içe birlikte yaşadığımız Ermeni vatandaşlarımız, iddia edilen sözde soykırımın aksine; geçmişte atalarının, bugün kendilerinin bu ülke topraklarında nasıl mutlu ve huzur içinde yaşadıklarını, en fazla itimada şayan tebaa olduklarını diasporaya ve sözde soykırımı tanıyan ülkelere anlatmalıdırlar.

- Fevri hareketlerden kaçınmalıyız.

Her geçen gün güçlenen, bölgesinde ve yakın çevresinde sözü geçen önemli bir potansiyel güç olduğu artık açıkça anlaşılan Türkiye'nin düşmanları çoğalmaktadır. Bu arada her alanda bize muhtaç durumdaki küçük Ermenistan Devleti maşa gibi kullanılarak bir bardak suda fırtına koparmak istenmektedir. Bugün Türkiye sistemli ve çok taraflı bir saldırı ile karşı karşıya bulunmaktadır. Bizim bu sistemli saldırıya karşı koyacak gücümüz ve tecrübemiz vardır. Burada dikkatle düşünmeli ve akl-ı selimimizi kullanmalıyız. Fevri ve mantıksız davranışlardan kaçınmalıyız.

- Her türlü ortamda çok yönlü mücadele etmeliyiz.

Üniversitelerimiz; özellikle uluslararası seminer, sempozyum, panel, konferans ve adı ne olursa her türlü faaliyete en üst seviyede hazırlıklarla yoğun şekilde katılım sağlamalıdırlar. Üniversitelerimizin, sivil toplum örgütlerimizin bu konulara ilişkin bilimsel toplantılar yapmaları teşvik edilmelidir. Buradan çıkan sonuçlar çeşitli dillerde bastırılarak dünya kamuoyuna ve önemli kütüphanelere dağıtılmalı, basın yayın organlarımızın bu toplantıları görüntülemeli ve yaymalıdır. Defalarca ispat edildiği üzere, konu, siyasal olarak değil bilimsel olarak masaya yatırmalıdır. Bu konuda hazırlanan pek çok bilimsel kitap ve doküman yabancı dillere tercüme edilmeli, sözde Ermeni soykırımını destekleyen ülkeler başta olmak üzere bütün dünyaya bu eserler gönderilmelidir.

Dünya ülkelerinin meclislerinin ve üniversitelerinin kitaplıklarını karıştıranlar, sadece Ermeni yazarların kitaplarına mecbur ve mahkûm edilmemeli, Türk ve yabancı bilim adamlarının birlikte hazırladıkları eserlerin de kütüphane raflarında yerlerini almaları ivedilikle sağlanmalıdır.

Bir diğer önemli ortam olan internette uygun portallar oluşturularak Ermenilerle ilgili gerçeklerin ve doğruların yer aldığı siteler üzerinden mücadeleye devam edilmelidir. Bu tür ortamlardaki tartışmalara katılım, millet olarak sorunlarımıza sahip çıktığımızın iyi bir göstergesi olarak kabul edilecektir.

- Diğer önlemler

Sözde soykırımı kabul ettiğini açıklayan ülkeler ile diplomatik ilişkiler, bu ülkeler gerçeği idrak ettik diyene kadar gerekirse bir alt seviyeye indirilmelidir.

Bu ülkelere gidecek ülkemiz insanlarına yasal ve ekonomik güçlükler, o ülkelerden bize gelecek olanlara da benzer yaptırımlar uygulanmalıdır.

Her platformda onlardan önce ve onlardan etkili olacak şekilde konu tarafımızdan gündeme getirilmeli ve yönlendirilmeli, Ermenistan yönetimi kınanmalıdır.

Ermenistan’a dolaylı veya dolaysız destek veren ülkelerle ilişkiler yeniden gözden geçirilmelidir. Bu tutuma Ermenistan açıkça Türkiye Cumhuriyetinden ve Türk Milletinden özür dileyene ve kardeş Azerbaycan topraklarındaki işgale son verene kadar devam edilmelidir.

Sözde soykırımı anma tarihi yaklaştıkça, sivil toplum kuruluşlarımız ve halkımız organize edilerek gerek yurtiçinde ve gerekse Türklerin yoğun olarak yaşadığı dış ülkelerde telin ve kınama toplantıları yapılmalı, internet, e-posta ve faks ortamları kullanılarak bu sonucu yaratan ülkelerin yöneticileri kınanmalı, bu yönde kamuoyu oluşturulmalıdır.

Sonuç

Ermeniler ve onların destekçileri unutmamalıdır ki, Türkiye; güçlü ve büyük bir ülkedir. Türkiye’nin dostluğu her ülke için önemlidir. Türkiye, düşmanlığından korkulması gereken bir ülkedir. Türkiye; kendi politikalarını çizecek ve bunu hiç bir güce dayanmadan uygulayabilecek bir büyük bölgesel güçtür. Bulunduğu coğrafya ve sahip olduğu gücü; ülkemizin her alanda yepyeni politikalar üretmesine imkân vermektedir. Buna gücü vardır. Yeterli tecrübesi vardır. Yeterli insan gücü ve alt yapı potansiyeli mevcuttur. Yeter ki doğru zamanda, doğru politikalarla hakkımızı korumayı bilelim.

Yukarıda açıklamaya çalıştığım tedbirlerin tamamı veya bir bölümünü uygulayabilmemiz halinde bir çok şeyin lehimize değişebileceğini düşünüyorum.

Son söz;

Bilirsiniz, “Dinime dahleden bari Müslüman olsa” diye bir deyim vardır. Bizi soykırım ile itham eden başta Ermenistan olmak üzere neredeyse bütün Hıristiyan ülkelerin tarihinde mutlaka bir soykırım yaşanmıştır.

Hz.İsa'nın recme iştirak için eline taş alanlara sözü geliyor akıllara: “İlk taşı hiç zina etmeyenler atsın”.

Selam ve sevgilerimle.

Bu makale toplam 2538 defa okundu.
YÜREĞİNİZE SAĞLIK
Kamil ÇAKIR
Sevgili komutanım, emek vererek yazdığınız konu ve önerdiğiniz yöntemler hepimizin beklentilerini oluştumaktadır.Çaba gösterip bizlerlede paylaştığınız için teşekkür ederim. Saygılarımla. 9. kolordu mu.tb.revir çvş.Kamil ÇAKIR 76/4 1997/98
03 Eylül 2010 Cuma Saat 14:55
Kutlama
Selim Tüfeker
Komutanım ben 1998 de Erzurumda Motor kademede Akücü olan askeriniz Selim Tüfeker.Sizi çok sevdiğim için sizi internetten takip ediyorum.Ağzınıza yüreğinize sağlık.Türk halkının tercümanı olmuşsunuz.Bendede emeğiniz çok.Sizden çok şey öğrendik.Mesela yapamam olmuyor başaramıyorumu hayatımdan sildim sayenizde başarılı bir insan oldum.Herşey için Teşekkürler.Hoşçakalın.
22 Mayıs 2010 Cumartesi Saat 19:05
YAZARIN DİĞER YAZILARI
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
ŞAİRLERİMİZ
SİTE ANKET
Köyümüzün Öncelikli en önemli sorunu sizce nedir?
Yollar
Cenaze Morgu
Çöp
Kanalizasyon
Şadırvan ve Ortak Tuvaletler
Künye . Reklam . İletişim . RSS   Copyright © 2018 Yeşilalan(Holaysa) Köyü Tanıtım Sitesi
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Yazılım & Tasarım : Mahmut ÖZDEMİR