Yazı Boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Yrd.Doç.Dr.İsmail ŞAHİN
isahin61@gmail.com
Dublin'li Sürgün
29 Haziran 2010 Salı Saat 09:18

"Bu hana ve bu handan / Kaç seyyah geldi geçti
Kaç kervan kefenlenip gitti / Herkes geldi, herkes gitti
Kimse bilmedi neden geldiğini / Nereye gittiğini..."

James Clarence Mangan

Gidenlerin anlattığına göre Dublin'in (İrlanda) Saint Stephen Meydanı'nın ortasında bir şairin heykeli var: James Clarence Mangan. Mangan İrlanda'nın Edgar Allen Poe'su olarak tanınıyor.

İrlanda tarihinde önemli bir yeri var. Çok zeki, çalışkan ve bir o kadar da talihsiz. The Ireland Literature Guide'a göre fakir bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Latin, İspanyol, Fransız ve Alman dillerini çok genç yaşta öğrendi ve tercüme ile geçimini sağlamaya başladı. Fakir ailesine yardım için kütüphanelerde çevirmenlik yaptı.

Mangan bu dillere ilave olarak Türkçe, Arapça ve Farsça'da öğrendi. Ve bu dillerle ilgili olarak tercüme işlerinde çalıştı. Mangan'ın mesleği geleceğini ve şiirini doğrudan etkiledi. Mangan'ı ilginç kılan Türkçe bilmesi değildi elbet. Mangan, doğu dillerine hakim olmasının yanında Türkçe ve Türk aşığı idi. Bu aşk öyle dereceye varmıştır ki aruz vezniyle şiirler yazmıştır.

Mangan'ın Türk topraklarına hiç gelmemiş olmasına rağmen Türk kültürü ve tarihine dair yazdığı şiirler çoğu "içerdeki" şairden daha içerdendir. Mangan görmediği Boğaz'ı çoğu şairimizden daha güzel tasvir etmiştir. Dört bin kilometre öteden sanki Üsküdar sırtlarındaymış gibi İstanbul'u İrlandalılara anlatmıştır (Meadowy Bosphorus).

Konya'dan Erzurum'a savaşa giden bir Türk gencinin dramını anlattığı Karamanian Exile şiirindeki muhayyilesi etkileyicidir. Doğu toplumunun savaş karşısındaki duygusunu ve memleket hasretini bir doğulu gibi ve sanki kendi yaşıyormuş gibi aktarmaktadır.

 

"Nihayet kafes çöküyor, demirler dağılacak yakında Elveda gaileli dünya,

 günahlarla haşırneşir dünya

 Ruhum Allah'ın sükûnet ülkesinde dinlenecek artık

(...)

Seni daima rüyalarımda görürüm Karaman!

Senin yüzlerce tepeni, binlerce dereni

Karaman..Karaman..."

 

Mangan Karamanlı Sürgün şiirinde biraz da kendini anlatıyor gibi. Ruhu Osmanlı topraklarında gezinen lakin bedeni Dublin'de olan bir sürgün. Mangan'ın şiirlerine bakınca "vatanda gurbet" atmosferini görebilirsiniz.

Mangan'ı Türk şairi hanesine kaydettiren faaliyeti sadece muhayyile ile izah edilemez tabii ki, bu durum aidiyet duygusu ile izah edilebilir ancak. Bu aidiyet duygusunun bir yansıması olsa gerek, University Magazin'de Türkiye üzerine yazılar yazar. Bu yazılarda bugün çoğu Türk edebiyatçının yapmadığını yapıp Türk şiirini anlamaya ve İrlandalılara onu anlatmaya çalışır. Ona göre Türk Edebiyatını anlamak için gramer okumak, küçük şerhleri dinlemek yeterli değildir. Öncelikle kendi memleketinizi unutmanız gerekir, "adeta yeminli bir Müslüman gibi" olmak gerekir diyor Mangan: "Osmanlı'yı, Türk şiirini anlamak ancak böyle mümkün. Yani Avrupalılığın bütün eskimiş paçavralarından kurtulmak onları rüzgâra savurmak gerek..."

Oxford Antologie English Verse Mangan'ı Türk şairleri başlığı altında inceleyerek bir yerde Mangan'ı ruhen ait olduğu haneye kaydetmiştir.

Mangan'ın Müslüman bir Türk gibi şiir yazan bir Hristiyan noktasından Müslüman bir şair aşamasına geçip geçmediğinin açık bir delili yok. Bir rivayete göre ölmeden önce ve diğer  bir rivayete göre de öldüğü döşeğin yastık altında bulunan, yazının başlığında verdiğim gazeli ve Three Khalenders (Üç kalender) şiirindeki şu dizeler onun ait olduğu dini ve kültürel iklim hakkında güçlü ipuçları vermektedir.

 

"...La ilahe illallah

Kuşlar gibi neşeli uçtuk

Biz: Emrah, Osman, Perizat

Güldük, şakalaştık ve seyrettik

Şarap, güller, neş'e... Türkü söyledik

Bütün unvanlardan vazgeçtik

La ilahe illallah

Boğaziçi, Boğaziçi

Bize hiç engel çıkarmadı ki..."

Bu makale toplam 3481 defa okundu.
MERHABA ŞEHİDİMİZİ UNUTMAMANIZ DİLEĞİYLE SAYGILAR
FATMA TOK
TCG ATILAY DENIZALTISI: (1938-1942)

Atılay denizaltısı, yaklaşık, elli yıllık bir aradan sonra, İstanbul tersanelerinde inşa edilen ilk denizaltı gemisiydi. 1939 yılında, Haliç tersanelerinde denize indirilmişti. Atılay'la birlikte, benzer üç denizaltının isim babalığını Atatürk yapmıştı. Başbakan Celal Bayar'a ulaştırılan notun sağ üst köşesinde "17.1.1938" tarihi yazmaktadır: "Yeni dört denizaltı gemimiz için bulduğumuz isimler şunlardır; 1. Saldıray, 2. Batıray, 3. Atılay, 4. Yıldıray. Bunların manalarını izaha bile hacet olmadığı kanaatindeyim. Manaları, son Türkçe olan bu kelimelerin kendisindedir yani saldıran, batıran, atılan, yıldıran." Haliç'te Valide taşkızaklarında yapılan Atılay denizaltısı, 1939 yılının 19 Mayıs günü, Donanma Komutanı Amiral Şükrü Okan'ın eşi Nadire Okan'ın "Atılay sana muzafferiyetler, muvaffakiyetler dilerim" sözünün ardından şampanya şişesinin baş tarafına vurulup kırılmasıyla denize indirilir. Atılay'ın sessiz dünyaya ilk kez "Merhaba" dediği gün son derece anlamlıdır. Bağımsız bir ülke kurma amacıyla yola koyulan Bandırma vapuru yolcularının, 1919 yılının 19 Mayıs günü Samsun'da karaya adım atışlarının 20. yıldönümüdür, törenin yapıldığı gün... Ve üç denizaltıyla birlikte Atılay'ın da adını koyan Mustafa Kemal Atatürk'tür. Bu denizaltı battıktan yıllar sonra Almanyadan alınan denizatlıların isimleri de bu denizaltıların isimleriyle aynı koyulmuştur.

Denizaltılar ikinci dünya savası sırasında etkin bir şekilde kullanılıyordu. Türkiye, gelebilecek her türlü tehlikeye, bilhassa boğazlara yöneltilecek bir denizaltı hücumuna karşı tetikteydi. 14 Temmuz 1942'de, Türk denizaltılarından biri, Çanakkale Boğazı'nda yer alan, manyetik güvenlik hatlarını kontrol etmek için, boğazın derinliklerine daldı. Bir emniyet botu, yüzeyden, Atılay'ı takip ediyordu. Bu takip, bir süre sonra, kötü hava nedeniyle yarım kaldı.... Saatler geçti.... Atılay'dan hiç bir ses çıkmadı. Aynı gece, saat 8:30'a doğru, denizaltının battı şamandırası bulundu. Şamandıradaki telefon işliyor, ancak mürettebattan ses çıkmıyordu. Atılay denizaltısı, 38 personeli ile birlikte batmıştı.

14 Temmuz 1942'de, Üsteğmen Fahir Karayel, Çanakkale Boğazı'nın Ege Denizi çıkışında saat 20.30'da gördüğü "Battı" şamandırasına "belki bir umut" diyerek yaklaşır. Telefonun ahizesini kaldırıp seslenir ama karşılık alamaz. Saat 14.30'da, Boğaz'ın Morta yakınlarında dalan Atılay'ın geri dönmeyişiyle yüreklere düşen ateş, denizaltının "Battı"şamandırasının bulunduğu haberinin duyulmasıyla yangına dönüşür. Serseri bir mayına çarpan, komutanlığını Binbaşı Sadi Gürcan'ın yaptığı Atılay, 39 denizciyle batık gemiler mezarlığı olan Çanakkale'deki yerini alır. Hamiyet Yüceses'in, ardından ünlü "Makber" şarkısını söylediği eşi "Elektrikçi Başçavuş" Fethi Yüceses de, Atılay'da görev yapan denizaltıcılar arasındadır! Atılay, batan ilk denizaltımızdır. Ayhan Hünalp'in, Dumlupınar'ın batışının hüznüyle yazdığı "Teğmenim" adlı şiirde, Çanakkale'de batan bu iki denizaltı birlikte anılır:


Gemilerin de kardeşliği vardır Teğmenim
Gemilerin de kaderi vardır
Şimdi biz omuz omuzayız
Birimiz Atılay birimiz Dumlupınar
Bir siperde iki Mehmet gibiyiz
Deryalar içinde maviler üstünde.


Araştırmacı Selçuk Kolay ekibi ile , batık denizaltı Atılay'ı aramak üzere, 2 Haziran 1994 tarihinde Çanakkale'nin Morto koyundan denize açıldı. Atılay'ın 1942'de takip ettiği yaklaşık rota üzerinden, Ege'ye doğru yol almaya başladılar. Araştırma teknesi, her türlü manyetometrik ve sonar araştırmasına uygun bir donanıma sahipti. Ekiptekiler, araştırma sahası olarak belirledikleri bölgelerin koordinatlarını harita üzerinde son kez gözden geçirdiler. Araştırmacılar, hava ve akıntı durumunu göz önüne alarak, öncelikli araştırma bölgesini saptadılar. Yan taramalı sonar vericisi, denizin derinliklerine salındı. Sonar ekranının önünde heyecanlı bir bekleyiş başladı. Birkaç saat geçmiş, ancak henüz bir sonuç alınamamıştı. GPS adı verilen uydudan sinyal alan, mevki tayin cihazından faydalanılıyordu. Açık denizde Atılay'ı aramak, çölde toplu iğne aramaya benziyordu. Günün sonunda bölgenin dörtte üçünü taramış, ancak sonuç alamamışlardı. Gün biterken, araştırma ekibi, son araştırma bölgesini bir şamandırayla belirleyip, geceyi geçirmek üzere yakın bir koya döndüler. Ertesi gün çalışmalarına, bıraktıkları yerden devam ettiler. Çalışmaya balamalarından bir kaç saat sonra yan taramalı sonarda şekiller belirmeye başladı. Yaklaşık seksen metre boyunda bir batığın kaydı çıkmaya başlamıştı. Kayıtta görünen pozisyonun üstünden geçtiklerinde, sonar ekranında, altmış sekiz metre derinlikte bir batık açıkça görülüyordu. Yan taramalı sonar kaydını tekrar incelediklerinde, bunun bir denizaltı olduğundan, artık emindiler. Başarmışlardı. Dalış hazırlıklarına başladılar. 68 metre, kısıtlı dalış süresi veren bir derinlikti.Hesapladılar, ve bu derinlikte, en fazla on dört dakika kalmaya karar verdiler. Geminin planları üzerinde çalışarak, aşağıda yapacakları araştırmaya hazırlandılar. Ve dalış başladı.

Batışın gerçek sebebi neydi? Çanakkale Boğazı'nda 14 Temmuz 1942'de kaybolan ilk Türk denizaltısı Atılay. Yıllarca nerede olduğu, niye battığı anlaşılamayan bu denizaltıyı 52 yıl sonra Selçuk Kolay ve ekibi buldu. Denizaltında yapılan araştırmada 1.5 cm.'lik bir delik görüldü. Böylece Atılay'ın, I. Dünya Savaşı'ndan kalma bir mayına çarparak battığı anlaşıldı.


TCG ATILAY DENİZALTISINDA ŞEHİT OLAN VATAN EVLATLARIMIZ:


VATAN SİZE MİNNETTARDIR.

ATILAY DENİZALTI GEMİSİ PERSONELİ
24 Eylül 2010 Cuma Saat 23:20
ŞEHİTLERİMİZİ UNUTMAYALIM....
FATMA TOK
14 Temmuz 1942'de, Üsteğmen Fahir Karayel, Çanakkale Boğazı'nın Ege Denizi çıkışında saat 20.30'da gördüğü"Batt" şamandırasına"belki bir umut" diyerek yaklaşır. Telefonun ahizesini kaldırıp seslenir ama karşılık alamaz. Saat 14.30'da, Boğaz'ın Morta yakınlarında dalan Atılay'ın geri dönmeyişiyle yüreklere düşen ateş, denizaltının "Battı"şamandırasının bulunduğu haberinin duyulmasıyla yangına dönüşür. Serseri bir mayına çarpan, komutanlığını Binbaşı Sadi Gürcan'ın yaptığı Atılay, 39 denizciyle batık gemiler mezarlığı olan Çanakkale'deki yerini alır. Hamiyet Yüceses'in, ardından ünlü"Makber" şarkısını söylediği eşi"Elektrikçi Başçavuş" Fethi Yüceses de, Atılay'da görev yapan denizaltıcılar arasındadır! Atılay, batan ilk denizaltımızdır. Ayhan Hünalp'in, Dumlupınar'ın batışının hüznüyle yazdığı"Teğmenim" adlı şiirde, Çanakkale'de batan bu iki denizaltı birlikte anılır:


Gemilerin de kardeşliği vardır Teğmenim
Gemilerin de kaderi vardır
Şimdi biz omuz omuzayız
Birimiz Atılay birimiz Dumlupınar
Bir siperde iki Mehmet gibiyiz
Deryalar içinde maviler üstünde.


Araştırmacı Selçuk Kolay ekibi ile , batık denizaltı Atılay'ı aramak üzere, 2 Haziran 1994 tarihinde Çanakkale'nin Morto koyundan denize açıldı. Atılay'ın 1942'de takip ettiği yaklaşık rota üzerinden, Ege'ye doğru yol almaya başladılar. Araştırma teknesi, her türlü manyetometrik ve sonar araştırmasına uygun bir donanıma sahipti. Ekiptekiler, araştırma sahası olarak belirledikleri bölgelerin koordinatlarını harita üzerinde son kez gözden geçirdiler. Araştırmacılar, hava ve akıntı durumunu göz önüne alarak, öncelikli araştırma bölgesini saptadılar. Yan taramalı sonar vericisi, denizin derinliklerine salındı. Sonar ekranının önünde heyecanlı bir bekleyiş başladı. Birkaç saat geçmiş, ancak henüz bir sonuç alınamamıştı. GPS adı verilen uydudan sinyal alan, mevki tayin cihazından faydalanılıyordu. Açık denizde Atılay'ı aramak, çölde toplu iğne aramaya benziyordu. Günün sonunda bölgenin dörtte üçünü taramış, ancak sonuç alamamışlardı. Gün biterken, araştırma ekibi, son araştırma bölgesini bir şamandırayla belirleyip, geceyi geçirmek üzere yakın bir koya döndüler. Ertesi gün çalışmalarına, bıraktıkları yerden devam ettiler. Çalışmaya balamalarından bir kaç saat sonra yan taramalı sonarda şekiller belirmeye başladı. Yaklaşık seksen metre boyunda bir batığın kaydı çıkmaya başlamıştı. Kayıtta görünen pozisyonun üstünden geçtiklerinde, sonar ekranında, altmış sekiz metre derinlikte bir batık açıkça görülüyordu. Yan taramalı sonar kaydını tekrar incelediklerinde, bunun bir denizaltı olduğundan, artık emindiler. Başarmışlardı. Dalış hazırlıklarına başladılar. 68 metre, kısıtlı dalış süresi veren bir derinlikti.Hesapladılar, ve bu derinlikte, en fazla on dört dakika kalmaya karar verdiler. Geminin planları üzerinde çalışarak, aşağıda yapacakları araştırmaya hazırlandılar. Ve dalış başladı.

Batışın gerçek sebebi neydi? Çanakkale Boğazı'nda 14 Temmuz 1942'de kaybolan ilk Türk denizaltısı Atılay. Yıllarca nerede olduğu, niye battığı anlaşılamayan bu denizaltıyı 52 yıl sonra Selçuk Kolay ve ekibi buldu. Denizaltında yapılan araştırmada 1.5 cm.'lik bir delik görüldü. Böylece Atılay'ın, I. Dünya Savaşı'ndan kalma bir mayına çarparak battığı anlaşıldı.


TCG ATILAY DENİZALTISINDA ŞEHİT OLAN VATAN EVLATLARIMIZ:


VATAN SİZE MİNNETTARDIR.

ATILAY DENİZALTI GEMİSİ PERSONELİ

İŞTE BU GEMİNİN İÇERİSİNE DEDEM OLAN ŞEHİT MEHMET ÇİLHOROZDA BULUNMAKTADIR AMA GÖRDÜĞÜM KADARI İLE SİTEMİZDE ONUN ŞEHİTLER BÖLÜMĞÜNDE OLMASI GEREKİRKEN OLMADIĞI.... BİLİNMİYOR OLABİLECEĞİNİ DÜŞÜNDÜĞÜMDEN DOLAYI ŞEHİT OLAN DEDEN NDE GURUR KAYNAĞIMIZ OLAN ŞEHİTLER BÖLÜMÜNDE YER ALMASINI SAĞLAMANIZI SAYGILARIMLA DİLİYORUM



FATMA TOK
24 Eylül 2010 Cuma Saat 23:15
Şifa
Nuri Baltacioğlu
babanızın rahatsiz olduğunu haber aldım ALLAH tan şifa diliyorum.. dualarımız sizİnle ..babana ve size geçmiş olsun der..en kısa zamanda sağlığına kavuşması dileği ile..selamlar.
01 Ağustos 2010 Pazar Saat 10:10
YAZARIN DİĞER YAZILARI
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
ŞAİRLERİMİZ
SİTE ANKET
Köyümüzün Öncelikli en önemli sorunu sizce nedir?
Yollar
Cenaze Morgu
Çöp
Kanalizasyon
Şadırvan ve Ortak Tuvaletler
Künye . Reklam . İletişim . RSS   Copyright © 2017 Yeşilalan(Holaysa) Köyü Tanıtım Sitesi
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Yazılım & Tasarım : Mahmut ÖZDEMİR