Yazı Boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Arzu AKTÜRK
ege-tr.gg@hotmail.com
Acemi Öğretmen
20 Ekim 2010 Çarşamba Saat 22:20


Henüz çocuk denecek altı-yedili yaşlarımda ilköğrenime başlamıştık ya! Bizim köy okulu malum birleştirilmiş sınıf olarak eğitim-öğretim veriyordu o yıllarda. Şimdi de öğrenci yokluğundan okul taşımalı eğitime geçirilerek kapatıldı ya her neyse. İşte, ben burada okula başlamadan önce Bafra’da sonra Balıkesir’in şirin mi şirin ilçesi Burhaniye’de okumuştum birinci sınıfımı.

Daha yeni tanışmışken okulla kimi anılar kare kare canlanıyor gözümün önünde. Kuzenimle aynı sınıfta ayrı sıralardaydık. Öğretmenimiz ‘Hem kardeş olacaksınız; hem ayrı sıralarda oturacaksınız! Olurmu öyle şey?’ diyerek ikimizi ön sıralardan birine yan yana oturttu. Arkadaşım oldu mu o dönem hiç hatırlayamıyorum; ama kuzenim arkadaşım, kardeşim, o zamanki saflıklarımla da elime geçen bozuklukları bana bırakıp büyük paraları kendine pay eden ağabeyimdi..

Birinci sınıf birinci dönem geride kalmış evde taşınma telaşı sarmıştı anne ve babamı. Burhaniye yolu gözüküyordu bu kez; Uzak mı uzak. Gittik Burhaniye’ye ve okul kaydımı teyzem yaptı. Teyzem ‘İşte, bu okula gidip döneceksin’dedi ve okul parkını da gösterdi. Artık, Burhaniye’deydik bir dönem boyunca.

Şartlar bizi tekrar köyümüzle buluşturduğunda okul değişiklikleri ve sınıf etkisiyle de performansım bir artıyor bir azalıyordu. Bir yandan köy ile şehir hayatı arasındaki farklılıkları da gözlemleyip ‘Acaba, köy okulları neden birkaç sınıfa bir arada ders verip ayrı ayrı bölerdi’ diye düşünürdüm çocukça, kendimce.

Aynı sınıfta okuduğum bir üst sınıftaki kimi arkadaşlara ve yine aynı sınıfta ve yaşta olmamıza rağmen benden bir üst sınıfı okuyan başka bir kuzenime de bilgilerimi dökerdim. Bazen bu da yetmezdi; ödevleri beraberce yazardık. Deken sınıftaki başarım ilk zamanlar şaşırılacak kadar iyiyken daha sonraları arkadaşların ödevleriyle uğraşmaktan mı, köydeki öğretmenin yetersizliğinden mi, yoksa evdeki sorunlardan mı bilinmez ikinci sınıf birinci dönem sonu karnemi gören babam ‘Geçer, geçer de bu notlarla Arzu, burada olmayacak; Okuyamayacaksın!’ deyimleri dün gibi kulaklarımda hâlâ. Hâl böyle olunca biraz da benim daha iyi tahsilim için yine Bafra yolu tutulmuştu.

Bafra’yı bu kez daha farklı ve tanıdık karşılamamıştım. Aynı okulda değil; ama eve mesafesi daha yakın bir okula yazdırıldım.

Babam yeni öğretmenim Ali AK’a ‘Eti senin, kemiği benim!’ dediğinde aklımdan yine çocukça düşünüşle ‘İyi de kemikten ne çıkar?’diye geçirmiştim. Onlara diyemedim. Çok sonra öğrendim ki deyim yerinde ve isabetliydi.

Yeni sınıfıma girer girmez gözüme takılan arkadaşla bir iç sevinç yaşamıştım. Tanıdık olması ve aynı sınıfı paylaşıyor olacağımız düşüncesi sevindirmişti beni. Babamın geniş çevresi arkadaş çevremde de etkili olmuştu Bafra’da.

Bafra’da ilköğrenimimi okuyor olmam kendimce daha iyiydi; çünkü köy okulunda değil merkezi bir mahalle okulunda okuyordum. Nedense, eğitim ve öğrenimin kalitesi köy ya da şehir okulu olmasıyla fark ediyor düşüncesine kapılıyordum. Asıl eğitimin bulunulan mekânda sürdürülmesi ve geliştirilerek aktarılmasının önemli olduğunun bilincinde değildim çünkü. Oysa o bilinci kazanmak da kimi pek de mühim olmayan şartlara ve ortama rağmen öğretmenlerin elindeydi. Birleştirlmiş sınıflarda bütünleşmeyen eğitim ve farklı öğrenim kadar farklı tavırlara göre kendimize model aldığımız öğretmen görevini yapıyordu; ama eksik neredeydi bilemiyordum.

İlköğrenimim ne kadar da etkiliydi hayatımda; hatta o yılların etkisiyle olacak benzeri yaşamları süren okullardan birinde dört ve beş birleştirilmiş sınıftaki eğitimciliğimde hayatlarında belki de unutulmayacak yüzlerle ders verebilmenin hazzını yaşadım.

Bazen masal anlatan, hikâye okuyan ablaları gibi oluyor ve bir öğretmenden daha farklı rolleri üstleniyordum. Kimi ders etkinliklerini yazıyla bütünleştirmelerini istiyor, ödev dışı etkinlik olarak günce tutmalarını istiyordum. Yapılanları, yapılmak istenenleri yazmalarını söylüyordum. Hani çoğumuzun büyüyünce küçüklere söz hakkı tanıma taraftarı olanlar var ya; o küçüklerin ifadelerini bilmeliydiler; ama... Yapılan etkinlikler sonrası alkışlar yerini sınıfta büyük bir coşkuya bırakıyordu. Bu onların bizzat sevgiye ve paylaşıma olan ihtiyaçlarının göstergesiydi; ama eğitim ve disiplin de şarttı. Geleceğe dönük büyümek istermişçesine davranmak istemeleri de şaşırtmıyordu beni. Bilakis büyümenin verdiği üzüntüyü bilsem de onların heyecanları karşısında hayatı tarif edemiyordum bile. Oynamak onlar için öylesine güçlü bir istekti ki! Kimi öğrenciler için de öyle çok üzülüyordum ki,bundan olacak okuma yazma sıkıntısını yenememiş öğrencilere sitem ediyordum;anlayamıyordum onları.Çünkü biliyordum ki özümde eğitimci değildim.Ancak yol gösterebilir,derslerine ve oyunlarına bilgi ve tecrübelerimi yansıtabilirdim.Hatta bir tanesinin ‘Ya Arzu Öğretmen her şeyi biliyor;maç da nasıl da gol attı!’derkenki hâlde gözlerinde büyüttükleri ama özünde bu spora fanatik olmayan futbolcuyu korumak istercesine  daha bir içten top koşturanlara da seyirci oluyordum,beden derslerinde.

Geçti zaman...

Onlar da büyüyor bizler gibi. Belki bir pastaneden pasta alıp arkadaşlara hava atma düşüncesi bile taşımayacak ortamları yoktu; ama o pastanelerin ve pastaların paylaşımlarından çok daha samimi, çok daha gerçekçi ve sıcak tutumları vardı.

Çoğu aileler de çocukları başarılı olsun başarısız olsun çocuklarını okutma düşüncelerini iletiyor, destek olmamı bekliyorlardı.

Beklenen gün, Karne Günü. Çoğu öğrenci için okula ara vermenin sevinciyle veda etkinliği bile anlamlı değildi ‘veda’ olarak. Çünkü asıl ‘vade’yi büyüdüklerinde tadacaklarını bilemeyecek kadar küçük, hayatlarına yol çizecek insanları rehber alacak kadar büyüktüler. O sınıfa ilk girdiğimde zenginleşen fikir dünyamda hazır vaziyette yeni gelen öğretmenlerine selam ederkenki hâlleriyle her biri ‘Geleceğin Hanımefendileri ve Bey efendileri’ olarak kaldılar zihnimde. Zamanında aynı öğrenciler arasından birinin ilk zamanlardaki tutumla ‘Biz bunu da haklarız!’ adasını da görmezden gelerek bu düşüncelerimi koruyorum.

Öyküyü kaleme aldığım 8 Ekim 2010 akşamın TRTHABER kanalına konuk olan bayanın deyimleriyle:

“Bir ülkenin şartlarında çocukların iyi ya da kötü olması bireysel, kurumsal, anne-baba ve velilerle eğitimciler olarak bizlerin elinde.”


08.10.2010

Arzu AKTÜRK

http://twitter.com/ARZU_AKTURK


Bu makale toplam 2128 defa okundu.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
ŞAİRLERİMİZ
SİTE ANKET
Köyümüzün Öncelikli en önemli sorunu sizce nedir?
Yollar
Cenaze Morgu
Çöp
Kanalizasyon
Şadırvan ve Ortak Tuvaletler
Künye . Reklam . İletişim . RSS   Copyright © 2018 Yeşilalan(Holaysa) Köyü Tanıtım Sitesi
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Yazılım & Tasarım : Mahmut ÖZDEMİR