Yazı Boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Öğretim Görevlisi M.ergin Şahin Sizlerle
26 Temmuz 2008 Cumartesi Saat 00:17
RİZE ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM GÖREVLİSİ MUSTAFA ERGİN ŞAHİN İLE YAPILAN ROPORTAJ
Öğretim görevlisi Mustafa Ergin Şah...
RİZE ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM GÖREVLİSİ MUSTAFA ERGİN ŞAHİN İLE YAPILAN ROPORTAJ





Öğretim görevlisi Mustafa Ergin Şahin



Yönetici: Bugünkü durağımız, Rize Üniversitesi fizik bölümünde Öğretim görevlisi olarak çalışan, hemşerimizle okurlarımızın karşısına çıkacağız. Değerli hemşerim, söyleşimize başlamadan önce kendinizi okurlarımıza tanıtır mısınız?



10.06.1978 Tarihinde Baltacılı köyünde doğdum. (Hekaye) Hasan Şahin'in oğluyum. İlkokulu 4.sınıfa kadar köyde okudum yani çocukluğum 10 yaşına kadar köyde geçti. Daha sonra babamın işi gereği ve daha iyi bir eğitim almak için Trabzon’a taşındık orta ve lise öğrenimimi burada tamamladım. 1996 yılında KTÜ Elektrik Elektronik mühendisliğini kazandım. 2002 yılında mezun oldum. O günkü ekonomik koşullar ve idealist düşüncelerimizden dolayı yüksek lisans yapmaya karar verdim. Gazi üniversitesine kabul edildim. Ve 3 yılda yüksek lisansımı tamamladım. Bu süreçte dil kursu için dört aylık bir süre Londra da kaldım. Bu benim ufkumu açan ve ideallerimi pekiştirme sürecinde önemli bir etken oldu. Daha sonra Türkiye’ye döndüm ve bir işe başladım daha sonra firmanın satılacağını duyunca orda ki çalışanlarla şirketi devraldık. Elimizde 9 ortaklı bir firmamız oldu. Ama başka bir şeyimiz yoktu bu süreçte çok yorucu çalışmalarla firmayı düzlüğe çıkarmayı başardık. Bu süreçte yine yüksek lisansımı ve askerliğimi tamamlama imkanım oldu. Daha sonra çeşitli nedenlerle (belki bu konuda ayrı bir röportaj yapılabilir) Ortak karar alarak şirketi sattık. Ama gerek kazandığım bilgi ve birikim gerekse ileriye dönük projelerimi gerçekleştirme yolunda benim için iyi bir tecrübe oldu. Bu süreçte Karadeniz Teknik üniversitesi elektrik-elektronik mühendisliği bölümüne doktoraya kabul edildim. Ve nasıp oldu Rize Üniversitesinde de böyle bir kadro açılınca buraya dönmeyi tercih ettim. Altı aydan beri burada görev yapmaktayım.



Yönetici: Sayın Şahin, Rize üniversitesinde öğretim görevlisi olarak çalışıyorsunuz. Neden üniversite, görüşlerinizi okurlarımızla paylaşır mısınız?



Şahin : Evet öncelikle bu soruyu sorduğunuz için teşekkür ederim. Üniversite eğitimcilik eskiden beri istediğim bir şeydi. Ama şartlar ancak mezun olduktan 6 yıl sonra elverdi diyebiliriz. Mezun olduktan sonra değişik işlerde çalıştım buna kendi ortak olduğum firma da dahil ve birçok işletmeyi hatta devlet kurumunu tanıma fırsatım oldu çok değişik çevrelerden arkadaşlarım oldu. Ve bu süreçte bir kez daha anladım ki benim olmam gereken yer üniversite. Gerek bilgi birikimlerimi benden sonraki nesillere aktarabilmek gerekse bilimsel araştırmalar yapabilmek kafamdaki projeleri uygulanabilir zeminlere taşıyabilmek için çok daha yüksek meblalarda ki ücretleri reddettim ve üniversite ortamını seçmeyi tercih ettim. Bu süreçte beni destekleyen ve desteklemeyen arkadaşlarım oldu. Ama ben mantık çerçevesinde ve düşünüp taşınarak karar veren bir kişinin yaptığı işten pişman olacağını düşünmüyorum. Bazı işler yolunda gitmiyorsa bunu da takdiri ilahi olarak değerlendirmek lazım. Bu süreçte tek düşüncem doktoramı tamamlayıp akademik kariyerime devam etmek ve ülkemize ve topluma faydalı projeler üretmek gayreti içerisinde olmaktır.



Yönetici: Sayın Hocam , (Hidrojen) Yenilenebilir enerji kaynakları konusunda Yüksek lisans yaptınız. Konu hakkında okuyucularımızı aydınlatır mısınız?



Şahin : Evet bu konu ülkemizde yeni tanınan bir konu. Ama yabancı ülkeler yıllardan beri petrole bağımlılıktan kurtulmak için ve rezervlerinde tükeneceğini düşünerek bu konularda gayet ciddi ar-ge çalışmaları yapmaktadırlar.

Öncelikle şunu belirtmek isterim hidrojen bir enerji kaynağı değildir. Bir enerji taşıyıcısıdır. Yani bir depolama aracıdır. Günümüzde en büyük sorun enerjinin depolanması ve enerjiyi bir yerden bir yere taşımaktır. Bugün dünyada yaygınlaşmamakla beraber hidrojenle çalışan arabalar mevcuttur. Elektrik enerjisi araçlarda hidrojen olarak depolanıp kullanılmaktadır. Burada bir diğer sorunda hidrojenin depolanamayacak kadar küçük moleküllerden oluşmasıdır. Bunun içinde ülkemizin dünyada en fazla rezervlere sahip olduğu bor ve türevleri çok iyi hidrojen tutucu ve depolama aracıdır. Tabi bu kapsamda yenilenebilir enerji kaynakları(güneş,rüzgar,fosil atıklar) dan elde edilecek enerjinin de üretim maliyetlerinin azaltılması gerekmektedir. 22.yüzyılın belki de en önemli konusu olacak ve bir enerji devrimini doğuracak olan belki de dünyanın haritasını değiştirecek olan bu gibi konularla uğraşmak beni heyecanlandırıyor ve oldukça zevk veriyor.






Yönetici: Sayın Şahin, Hemşerilerimizin her biri dünyanın her tarafına dağılmış durumda tekrar bütünlüğü sağlamak için neler yapabiliriz?



Şahin : Evet çok güzel bir konuya parmak bastınız. Bir deyim vardır. “Doğduğum yer değil doyduğum yer memleketim diye” maalesef çok tutucu olarak bilinen hemşerilerimizin dışarı göç eden 2.kuşakları da artık bunu benimsemeye başladı. Önceden belediye başkanları muhtarlar derdiler ki bir tek cenazeniz olunca memleketinizi hatırlamayın diye ama bakıyoruz ki artık buda yavaş yavaş ortadan kalkıyor ve geriye virane diyebileceğimiz beldeler kalıyor. Köye her gittiğimde bir cenaze için içimi bir gariplik duygusu alıyor artık bu evin kapısı da kapanacak arazisi virane olacak diye.

Evet yukarda da belirttiğim gibi önce ekonomik şartların düzelmesi gerekiyor. Yeni kuşakların dışarıya göç etmemesi için istihdam oluşturmak gerekiyor. Tabi bunun yanında bölgenin eğitim, sağlık, ulaştırma ve diğer hizmet sektörlerinin bölgeye eksiksiz getirilmesi gerekiyor. Yoksa bu bölgeye fabrikada açsanız kimse gidip durmaz orda. Mesela Çaykara da bir öğretmen var Çaykara da ki çocukların Trabzon ve Türkiye genelinde dereceye girmesini sağlıyor fedakar çalışmalarıyla bu beni çok mutlu ediyor mesela bence gerçek milliyetçilik memleket sevgisi bu şekilde olur. Yoksa bayramdan bayrama bir lüks araba alıp köye gelmek yada köyün otantik yapısını bozan hiçbir estetik görüntüsü olmayan iğrenç bir yapı inşa edip sonra oraya da uğramamak sadece kendi egosunu tatmin etmektir. Ne köye ne köylüye bir faydası vardır. Bu konuda yeri gelmişken köydeki yapılaşma ile ilgili bir estetik kurul kurulması ve her türlü yapının yapımına izin verilmemesi için köyümüzdeki ileri gelen idarecileri de göreve davet ediyorum. Bu konuda da bir kamu oyu ve sivil insiyatif oluşturulabilir.


Yönetici: Sayın Hocam, Köyümüzde ve dışarıda yaşayan eğitim gören gençlerimize neler söylemek istersiniz. Genç kardeşlerimize önerileriniz var mı?



Şahin : Olmaz mı mutlaka vardır. Öncelikle hedeflerini iyi belirlemeleri gerekir. Ve hiçbir zaman karamsarlığa kapılmamaları gerekir o zaman daha başarılı olacaklarını düşünüyorum. Kendimden örnek verecek olursam hayatta birçok şeyi ikinci denememde elde ettim. Pes etmedim sadece nerde hata yaptığımı düşündüm ve onları telafi edip yeniden denedim. İkinci veya üçüncü denemede mutlaka yaptığım o işte başarılı oldum. Birde haklarına razı olsunlar hak etmedikleri bir şeyi istemesinler unutmasınlar ki hak etmedikleri bir şeyi istemek başkalarının hakkına tecavüz etmektir. Buda kul hakkına girer.



Yönetici: Sayın Şahin, yeni kurulan Yeşilalan ve Baltacılı Köyleri Kalkındırma, Sosyal yardımlaşma ve Dayanışma derneği ile ilgili hemşerilerimize neler anlatmak istersiniz.?



Şahin : Evet ben mesleğim gereği öncelikle birinci kısmına yani köyleri kalkındırma kısmına değinmek istiyorum. Bildiğiniz gibi bizim köyümüz aslında eskiden daha büyüktü ve şu an ayrı köy olan başka köyleri de içeriyordu. Yani Kabataş, Taşkıran ve Kayran köylerinin de merkezi konumundaydı bu halende böyledir bu köyler bir çok ihtiyaçlarını karşılamak için Çaykara yerine köyümüzü tercih ederler. Dolayısıyla bu köylerin merkezi konumundaki Yeşilalan ve Baltacılı köylerinin konumunu değerlendirerek bir kalkınma programı içine girmek daha akılcı olacaktır düşüncesindeyim.

Bu kapsamda neler yapılabilir. Öncelikle koyumuz adına bir tarım kredi kooperatifi kurulabilir. Bu sayede köydeki tarımsal faaliyetlerin geliştirilmesi desteklenmesi ve üretilen ürünlerin değişik pazarlara sunulması sağlanabilir. Artık küçük yerlere meslek yüksek okulları kuruluyor üniversiteler yaygınlaşıyor. Mesela Rize üniversitesi KTÜ den ayrıldı ve ilahiyat fakültesi Rize de kaldı neden KTÜ ye bağlı bir ilahiyat fakültesi yada meslek yüksek okulu köyümüze kurulmasın böylece hacı Ferşat efendi külliyesi de daha işlevsel hale gelir. Bugün üniversitelerin bulundukları bölgenin sosyo-ekonomik yapısını değiştirdikleri aşikardır. Yani Ataköy’e ruh ve sınır hastalıkları hastanesi kuruluyor da köyümüze neden kurulmasın. Ayrıca köye gelen misafirlerin konaklayacağı bir sosyal bina ve yemekhane yapılması da güzel bir fikir. Ayrıca köyümüzden okumak isteyen evlenmek isteyen, iş kurmak isteyen gençlere maddi ve manevi destek sağlanması da bu sayede sağlanabilir. Sosyal ve kültürel etkinlikler düzenlenebilir.



Yönetici: Sayın Şahin, Köyümüze gittiğinizi biliyorum. Sizce Köylerimizin ve yaylalarımızın sorunları nelerdir. Sorunlarla ilgili önereceğiniz projeleriniz var mı?



Şahin : Evet şimdi benim yaramı deştiniz. Memleketimizin en büyük sorunu göçtür. Bunu önlemenin yolu da elbette köye sahip çıkmak oralarda istihdam yaratmak köyün sosyo-ekonomik yapısın geliştirmekten geçiyor. Biz mühendis olarak bir problemi çözerken önce elimizdeki verilere bakar sonra bunlarla istediğimiz sonuçları en kısa zamanda en verimli şekilde nasıl elde edeceğimize bakarız. Şimdi köyümüze baktığımızda elimizde neler var doğamız, yer altı ve yerüstü su kaynaklarımız, kısıtlı tarım alanları ve yetişmiş insan gücümüz var.

Doğa konusunda turizm faaliyetleri yapılabilir. Yer altı sularını değerlendirmek için bir su paketleme fabrikası kurulabilir. Yerüstü suları tünel tipi dediğimiz santrallerle elektrik enerjisine çevrilebilir ve bunun bugün Karadeniz bölgesinde birçok örneği var. Bu tip bir proje hem 10 15 kişiye istihdam sağlarken köyün ekonomik düzeyini de yükseltecektir. Ormanlarımız var bunlar değerlendirilerek bir sunta fabrikası kurulabilir. Tarım alanlarının kısıtlı olmasından bahsetmiştik bu konuda da köyümüzün çok güneş aldığından alçak kotlarında seracılık yapmaya müsait olduğunu düşünmekteyim bu konuda ziraat mühendisleri bir çalışma yapabilir mesela.

Şimdi diyeceksiniz hocam güzel diyorsun da bu değirmenin suyu nerden gelecek bu konuda da güzel çalışmalar var aslında devlet girişimciliğin önemini anlamaya başladı yavaş yavaş bu tıp projelere ab hibe yardımları adı altında destek verilmekte yine KOSGEB,TÜBİTAK, DPT gibi kurumlarında destekleri mevcut. Yeter ki girişimci iş adamlarımız olaya el atsın. Artık her şeyi devletten bekleme dönemi bitti sizde biliyorsunuz ki devlet elindeki kurumları da birer birer özelleştiriyor.






Yönetici: Sayın Şahin, Köylerimizin ve yaylalarımızın son yıllardaki en büyük sorunu çöplerin her yere atılması. Bilim adamı olarak sizce bu büyük sorunu nasıl çözebiliriz?



Şahin : Evet şimdi benden belediye her mahalleye bir konteyner koysun cevabını beklemiyorsunuzdur elbette. Zaten bölgemizde ki arazının az olmasından dolayı çöplerin depolanması da başlı başına bir sorundur. Öncelikle bu konuda halkımızın bilinçlenmesi gerekiyor. Mesela anakara gittiyseniz bilirsiniz Kızılay civarında çöp bidonu görmezsiniz olsa da zaten o kalabalıkta hemen dolar ve yerlerde de çöp görmezsiniz herkes çöpünü poşetine kor ve evinde çöpüne atar. İkinci hususa geri dönüşüm yapılması en akıllı çözümde bu aslında yakılabileceklerin yakılması metal, cam, kağıt türlerinin depolanıp geri dönüşümle yeniden kazanılması en mantıklı çözüm. Diğer organik atıklar dediğimiz atıklardan da bugün dünyada depolanıp doğal gaz ve elektrik enerjisi elde etmek ve bunları daha sonra organik tarım gübresi veya bahçe toprağı olarak kullanmakta mümkün.

Bu kapsamda ele alınacak bir diğer konuda görüntü kirliliği biz teknoloji ve hizmet alırken elimizdeki doğayı çok tahrip ettik ve onu korumaya önem göstermedik. Mesela yapılan yollar yanlış mimarili yapılar beton istinatlar yaylalardaki elektrik ve telefon direkleri. Halbuki bunlar yer altından götürülerek hem arızalar azaltılabilirdi hem de doğal yaşam bozulmazdı. Mesela beton istinatlar yerine doğal taş duvarlar çok daha güzel bir görüntü oluşturur. Yayla ve köylerde beton yapılar yerine ahşap ya da kırmızı tuğladan yapılması çok daha estetik bir görüntü oluşturabilir. Şehirlerin kalabalık ve yapay güzelliklerinden uzaklaşıp kendimizi doğanın kollarına attığımız 2200 rakımında yumurta sarısı veya pembe boyalı bir bina benim gözüme hiç hoş gözükmüyor.



Yönetici: Sayın Hocam, Üniversite de ki yoğun işlerinizden bize zaman ayırarak çok değerli fikirlerinizi okuyucularımızla paylaştınız. Aynı zamanda hemşerilerimiz sizin gibi değerli bir bilim adamını tanımış oldu. Sizlerin çok daha iyi yerlere geleceğinizden eminiz. Tüm çalışmalarınızda başarılar dilerim?



Şahin : Estağfurullah. Bizim düşüncemiz karanlığa bir ışık yakmak oradan gidip de yolunu bulanlar olursa ne mutlu bize. Bu arada ben siteyi hazırlayan Ayhan beye,size ve diğer tüm emeği geçen arkadaşlara aynı zamanda sabırla söyleşimizi okuyan tüm hemşerilerimize buradan teşekkür etmek istiyorum.




Röportaj: Kemal ÇUMAN

İRTİBAT:

GSM: 0-505-519 84 30

e-posta: kemal.cuman@turktelekom.com.tr





Bu haber toplam 5944 defa okundu.
KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
ŞAİRLERİMİZ
SİTE ANKET
Köyümüzün Öncelikli en önemli sorunu sizce nedir?
Yollar
Cenaze Morgu
Çöp
Kanalizasyon
Şadırvan ve Ortak Tuvaletler
Künye . Reklam . İletişim . RSS   Copyright © 2017 Yeşilalan(Holaysa) Köyü Tanıtım Sitesi
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Yazılım & Tasarım : Mahmut ÖZDEMİR