Yazı Boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Alaettin KÖKSAL
e.koksal@hotmail.com
KÜRT KARDEŞLERİMLE HASBİHAL
15 Kasım 2012 Perşembe Saat 13:44

Türk kökenli, Müslümanlığımla şerif duyan Karadenizli bir vatandaş olarak, benim gibi Müslümanlığınızla iftihar ettiğinize inandığım siz değerli Kürt kökenli kardeşlerimle samımı bir şekilde hasbihâlde bulunmak istiyorum.


Binyıl beraberce yaşayarak et ve tırnak gibi olan bizleri, kimler niçin ayırmak istiyorlar. Neden birbirimizi sevemez hale getirmeye çalışıyorlar. Aramızda fitne ve fesat çıkarmaya çalışan bu karanlık güçlerin kimlerin olduğunu ve bu güçlere kimlerin nasıl maşa olduklarını birlikte oturup konuşmalıyız.


İslam Kardeşliğimizi bozmaya çalışan fitne ateşini söndürmenin çözüm yolarını birlikte bulmakta hepimizin görevi olduğunu düşündüğüm için sizlerle samimi bir şekilde konuşarak meselenin çözümü için bazı sorular sormak istiyorum.


Ortak derdimize çare olacak, şu mübarek ayeti kerimelerin mealleriyle sohbetimize başlayalım.


“Yine göklerin ve yerlerin yaratılışı ile dillerinizin ve renklerinizin farklı oluşu O’nun varlığının delilerindendir. Şüphesiz k, bunda bilenler için ibretler vardır.” (Rum 22)


“Müminler ancak kardeştirler. Kardeşlerin aralarını düzeltin ve Allah’tan korkun ki, merhamete layık olasınız.” “…Hem tanışasınız diye kabilelere ayırdık. Haberiniz omsun ki Allah yanında en üstün olanınız O’ndan en çok korkanınızdır.” ( Hucurat 10-13)


“ Ey iman edenler! Allah’a ortak koşanlar bir pislikten ibarettirler, artık bu yıllardan sonra Mescid’i Haram’a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluktan korkarsanız, Allah sizi dilerse lütfundan zenginleştirecektir. Şüphesiz ki Allah her şeyi bilendir. Hikmet sahibidir.” ( Tevbe 28)

Eğer İslam dinine sırtımızı dönmezsek, İslam kardeşliğini doğru anlarsak, aramıza sokulan fitne ateşini yukarıda naklettiğimiz ayeti kerimeler, meseleyi kökünden hal etmektedir. Müslüman olduğumuza göre, aramızdaki meseleyi Müslümanca hal etmemiz gerekmektedir. İslam dışı çözümlerin geçici olduğunu, hep birlikte gördük ve yaşadık. İslam kardeşliğinden korkanlar ve kaçanlar, bilmelidirler ki şer güçlerin ekmeğine yağ sürmektedirler.


Öncelikle şu hususu da hiçbir beşerin itiraz edemeyeceği şekilde açık ve net olarak ortaya koymalıyız. Yaratılan hiçbir beşer ve mahlûkat sonsuz bir özgürlüğe sahip değildir. Yaratılmışların özgürlük sınırlarını Yüce Allah koymuştur. Hiçbir mahlûk ben isteğimi yaparım istediğim gibi hayat sürerim diyemez. Diyen olursa ya cahildir ya da özgürlük sınırlarının ne olduğunu anlayamıyorlar.


Mesela mutlak’ Kader’in nasıl gizemli bir iş olduğunu hiçbir beşer aklı idrak edemez ve altından kolay kolay çıkamaz. Hiçbir insan ve mahlûkat nerede, ne zaman, nasıl öleceğini bilemediği gibi, hangi tarihte doğacağını hangi tarihte öleceğini tayın edemez. Irkını, cinsiyetini, rengini Anne ve babasını, seçme özgürlüğüne de sahip değildir. Bu ve benzeri konuları düşünebilen insan huzur ve barış istiyorsa tek kelimeyle İslam diniyle barışarak, her şeyin sahibi olan Yüce Allah’a teslim olmaktan başka çaresi yoktur. Teslim olmadan huzur arayanlar geçici bir fayda sağlasalar dahi sonları hüsrandır.


Türklerin, Kürtlerin ve diğer etnik kökenli insanların dedeleri birlikte el ele vererek müstevlilere karşı canlarıyla mallarıyla büyük mücadeleler vererek kurdukları Türkiye Cumhuriyeti devletini, onların çocukları olarak, yıkmaya, bölmeye zayıflatmaya, kardeşler arasına kin nefret sokarak kan davasına çevirmeye hakkımız yoktur.

Türkiye cumhuriyeti toprakları üzerinde yaşayan farklı etnik grupların genel manada anlaşamayacakları hiçbir konu yoktur. Dinleri İslam, kitapları, Kur’an, Peygamberleri Hz. Muhammed (sav) olan bu insanlar, tarihlerini ve geleceklerini birlikte yazdılar ve yazacaklardır.


Ümmet’i Muhammed’in evlatları olduklarını iftiharla söyleyen bu insanların arasını bozmak için içlerine sokulan fitnelere alet olmadan ve vakit geçirmeden samimiyetle özlerine dönerek kahpe düşmana ve düşmana alet olan her türlü teröre, dur demelidirler.


Türk bayrağı sadece Türkleri temsil eden bayrak değildir. Bu bayrak Osmanlı döneminde kullanılan etnik yapıları farklı tüm Müslümanların ortak bayrağı olarak günümüze taşınmıştır. Böyle bir bayrağı kabul etmeyenler tarihi geçmişlerini inkâr etmiş olurlar.


9 milyon kilo metre kare topraklara sahip iken bölünerek parçalanarak 800 bin kilometre kara toprakları bizlere fazla gören şer güçler ülkemizi yeniden bölerek İslam ümmetini parçacıklara ayırarak kolay lokma haline getirmek istiyorlar. Bu hain oyuna öncelikle Türkler ve Kürtler gelmemelidirler.


İslam dünyası, Türkiye cumhuriyeti devletinin öncülüğünde yeniden bir güç birliğinin kurulmasını beklemektedir. Bu arzuyu çok iyi takip eden şer güçler, en büyük oyunu Türkiye üzerinde oynamaktadırlar. Bu alçakça oyunu Kürtler ve Türkler birlikte bozmalıyız.


Ülkemizde, yanlışlar hatalar yapılmadığı asla söyleyemeyiz. Bilerek yanlış yapanların mazeretlerini de kabul edemeyiz. Yapılan haksızlıkları ve yapanları unutmadan ve gerekli olan kalıcı dersleri çıkararak Vatanın milletin selameti için intikam peşin de koşmadan onurlu insanlara yakışan tavrımızla bay yanlışlara insanlık dersi vermeliyiz.


Yapılan Yanlış ve hataları, taraflı bir şekilde kaşıyarak ve alabildiğine istismar ederek, Kürt kardeşlerimizi tahrik etmek suretiyle, iç savaş çıkarmaya çalışan şer gülerin kursağını, Kürtler ve Türkler, birlikte sıkmalıyız.. Şer gülerin ve onlara alet olan bir kısım ateist teröristlerin kulaklarına, bizler İslam kardeşiyiz, bizlerin arasına kan davası sokup bölemeyeceksiniz haykırışını birlikte yapmalıyız.


İnsanlarımıza yapılan baskılar, dayatma ve zulümler, ülkemizde yaşayan, Türk, Kürt ve diğer etnik kökenli insanların içinden çıkmış, bir kısım sözde aydınlar, iş adamları, siyasetçiler, bürokratlar, sendikalar, medya patronları ve seçkinler tarafından yapıldığı unutmamalıdır.
Şahsi ikbal ve saltanatlarının devam için, kendilerini imtiyazlılar sınıfında gören bu beyler, mensubu oldukları ırktaşlarına ve top yekûn millete yapılan haksızlıklara aldırış etmeden milletin özgürleşmesine engel olmuşlardır halende olmaya devam etmektedirler. Türkler, Kürtler ve diğer etnik kökenli vatandaşlarımız bu elit tabakanın oyunu alet olmadan ve şiddete başvurmadan, 75 milyon insanın özgürlüğü için birlikte mücadele etmelidirler.


Siyasi, sosyal, ekonomik, hukuki ve kültürel olarak Kürtlere yapılan baskı ve haksızlıklar Türklere ve diğer etnik kökenli vatandaşlarımıza da yapılmıştır. Ekonomik bakımından en fazla çileyi, doğu Karadeniz insanı çektiğini söylersem birçoğunuza inandırıcı gelmeyecektir. Gurbetçi çocuğu olduğum için Türkiye’nin yedi bölgesini ve her bölgenin birçok vilayetini ve kazasını bildiğim için bu konuşmayı yapıyorum.


Doğu Karadenizli 30 sene öncesine kadar karpuzu, kavunu, domatesi, daha birçok sebze ve meyveyi ve buğday ekmeğini tanımıyordu. Karadenizli kadının sırtından ölene kadar yük inmiyordur. Patika yollardan geçerken ayağı kaysa kendini ölü olarak uçurumun tipinde bulursunuz.


Düz arazı olmadığı için hayvancılıkta yapılamıyor. Arazı dar ve yamaç olduğundan, mısır, lahana ve fasulye ekmek için aşağıdan yukarıya sepetlerle toprak taşınarak bahçe yapılıyor. Sofrasında mısır ekmeği lahana ve fasulye turşusundan başka bir şey bulamazdınız.
Güney doğu ve diğer bölgelerde bu şekilde fakirlik olsa da genel olarak bakılırsa Karadeniz gibi değildirler. Doğu ve güneydoğu bölgelerinin birçok şehrinde bulurdum, gurbet yaptım. Milletin sofrasında buğday ekmeği, karpuz, kavun, domates, et ve peynirleri vardı. Kadınlarının sırtlarında 12 ay yük taşıyarak uçurumdan düşme gibi bir dertleri de yoktu. Hayvancılık yapma imkânları vardı. Karadeniz erkeği dokuz ay gurbet yapma mecburiyetinde iken bu bölgelerin insanı gurbet yapmazdan geçinebilirlerdi.


Sosyal, siyasal, hukuki ve kültürel bakımdan, elitlerin ve seçkinlerin dışındaki insanlar aynı acıyı yaşıyorlardı. Türkiye’nin genelinde fakirlik diz boyu olduğu halde elitlerin, seçkinlerin, zenginlerin çocukları kolejlerde, yurt dışında lüks içinde eğitim görürlerken fakir Anadolu çocukları okula gidecek güçleri yoktu. Okula gitme imkânları olanların ayağında kara lastik, boynunda naylondan kravat kitapları mendile sarılı olarak okumaya çalışıyorlardı.


Ey yeni nesil! Yazdıklarım masal değil gerçek, yaşananların binde birini yazmadım. İş böyle olduğu halde ülkemizde terör diye bir şey olmadığı gibi, mal, can, namus, konusunda bir güvensizliğimizde yoktu. O fakirlik döneminde bu kadar zenginliğe, iletişimden, ulaşımına kadar birçok imkâna kavuştuğumuz halde, neden ülkemde can, mal, namus emniyetimiz tehlikeye düşmüştür. Neden ülkemiz her türlü terör belasıyla, maddi ve manevi kayıplar veriyor. Bunların cevaplarını birlikte aramak için siz, Kürt kardeşlerimin affına sığınarak sizlere bazı sorular sormak istiyorum.


1-PKK terör örgütünün şiddete dayalı mücadelesini haklı buluyor musunuz? PKK terör örgütünün destekleyen hain güçlerin, Kürlerin dostu, Türlerin düşmanı olduğuna inanıyormusunuz? Türkiye cumhuriyeti devletinden ayrılıp, bağımsız bir Kürt devleti kurmak istiyormusunuz?


2-PKK terör örgütünü, Abdullah ÖÇALAN’ Mİ, Kandil mi, ırkçı Siyonist emperyalist güçler mi yönetiyor? PKK terör örgütüne isteyerek ve istemeyerek maddi ve manevi destek veriyor musunuz? PKK terör örgütüne baskıyla ve istemeyerek destek verenler kendilerini korumaları hususunda devletin güvenlik güçlerine ve yetkililerine güvenmiyor musunuz?


3- Kürt halkı olarak, PKK terör örgütünün yaptığı, insan onuruna yakışmayan İslam dışı eylemlerine tepki göstermeniz için, neden Kürt, Türk aydınları, sivil toplum örgütleri temsilcileri, ülkenin kanaat önderlerini harekete geçirerek, geniş halk kitlelerinin katılımıyla mitingler yaparak, PKK terör örgütünü protesto etmiyorsunuz?


4- PKK terör örgütünün yaptığı (Haksız bir şekilde insan öldürmek, işkence yapmak, zorla tehditle para toplamak, gasp etmek, ahlaksız ilişkilerde bulunmak, meşru olmayan silah ve eroin kaçakçılığı yapmak, gençleri kandırarak veya zorlayarak dağa kaçırmak, zerdüştlük propagandası yapmak, alakası olmayan insanlarla cuma namazı kılmak) gibi, benzeri eylemlerini tasvip ediyor musunuz?


5- Türkiye’nin bölünmesi, parçalanması, Kürtlerin ayrı devlet kurması, Kürt halkının lehinde olacağını düşünüyor musunuz? Kürt kökenli vatandaşlarımız, maddi imkânları dâhilinde Türkiye’nin her bölgesinde güvenli bir şekilde yerleşme imkânları olduğu halde, Türk kökenli vatandaşlarımızın, Kürtlerin yoğunlukla yaşadıkları bölgelerde, güvenlik acısından yerleşme imkânları varmıdır?


6- Kürtler, Türkler ve diğer etnik kökenli vatandaşlarımız arasında bir imtiyaz farklılığı varmıdır? Dün şartlara bağlı olarak, ne denilirse denilsin tüm halkımıza yapılan hatalar ve baskıların, sadece Kürtlere yapıldığı söyleyebilirmisiniz?


7- Dün Kürt, Türk elitlerinin ve seçkinlerinin haricinde, Anadolu insanı yönetime katılamıyordu. Bugün böyle bir problemin varlığı olsa bile % 80 oranında aşıldığına inanmıyor musunuz.? Kürler, siyaseten ekonomiye kadar her alanda yönetime katılamadığını iddia edebilirmisiniz?


8- Kürt halkının insanı ve İslami olan isteklerinin hangisine karşı geliniyor? Ana dilde eğitim yapılmasını istemek doğru bir talep midir? Böyle bir bu talebe evet denilirse Türkiye’de yaşayan diğer etnik kökenli vatandaşlarımızda aynı talepte bulunurlarsa birlikte kurduğumuz devletimiz bunun altından kalkabilir mi?


9-Kürler olarak bize ne biz kendimizi düşünürüz, Türkler ne yaparsa yapsın anlayışında mısınız? Böyle bir anlayışın ülkemiz adına ne insanı ne İslami nede vicdanı olmadığını düşünemiyor musunuz? Bu anlayış Türkiye de yaşayan tüm insanların ve birlikte kurduğumuz devletin aleyhinde oldu kadar Kürtlerin de aleyhinde olduğunu, kendi aranızda tarafsız bir şekilde hiç konuştunuz mu?


10- Ölüm orucuna yatmak, dağa çıkıp sözde hak aramak için silahlı mücadeleye girişmek, halka baskı yapmak tehdit etmek suretiyle maddi destek almak Okul yakmak, kepenk kapattırmak, polislerin üzerine çocuklar aracılığıyla taş attırmak, vatandaşların otomobillerini yakmak, imam ve öğretmenleri öldürmek suçsuz askerlere suikastlarda bulunmak, sizce doğru kabul edilir mi?


11- siyasilerin polise tokat atması, vali buraya gelmezse bu kapı kırılır tehditleri yapması, mecliste terörist başını kabadayılıkla savunmaları, müzakereler başlasın beni kurşunu dizsinler, ölüm oruçlarından dolayı bir kişi ölürse Diyarbakır belediye başkanlığın bırakırım, dokunulmazlıklarımız kalkarsa daha fazla radikalleşiriz ifadeleri, Kürt halkının lehinde olmadığını düşünebiliyor musunuz?


40 seneye yakın bir zaman içinde terör belası yüzünden yaşadıklarımızı ve kaybettiklerimizi bir makale içinde yazmak ve anlatmak mümkün değildir. Bu fakir diyor ki, şeytanın askeri olan şer güçlerin hain planlarına alet olmayalım. Bu hainler; Ne Türklere, ne Kürtlere, ne Araplara, ne farsalar, öz cümle ile Müslüman olan hiçbir insana ve ırka güzel rüya görmezler. İslam ümmetini parçalamak için, bir kısım insanlara, pembe rüyalar göstererek kullanmaya çalışırlar


Değerli Kürt kardeşlerim sizlere anlatmaya çalıştığım ve değerlendirmeniz için sorduğu sorulara başkalarının söylediği saptırıcı süslü sözlerine aldanmadan tarafsız bir gönül ile tefekkür ederek cevap verirseniz hep birlikte özlediğimiz sağlıklı bir neticeye kavuşmuş oluruz.


Sizlere samimiyetle sorduğum bu soruları 30 sene önce kamuoyu önünde sorsaydım, millet bana ye deli veya manyak diyecekti. Ama bu gün geldiğimiz şu noktada, özetleyerek sorduğum sorular için, yok böyle bir şey demeye kimsenin hakkı yoktur. Demek ki bir mesele vardır. Bu meseleyi palyatif (anlık) tedbirlerle çözmek mümkün olmuyor.


Yapılacak iş Türkiye cumhuriyetinin tüm aydınları kanaat önderleri, siyasetçileri ülkenin selamet için bir araya gelerek kalıcı çözüm için birlikte karar vermeye mecburdurlar. Bu meselede elini taşın altına koymayan yan çizen yanlış adresle gösterenlere itibar etmeden çözüm bulunmalı İslam kardeşliğinden korkulmamalıdır.



Bu makale toplam 4465 defa okundu.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
ŞAİRLERİMİZ
SİTE ANKET
Köyümüzün Öncelikli en önemli sorunu sizce nedir?
Yollar
Cenaze Morgu
Çöp
Kanalizasyon
Şadırvan ve Ortak Tuvaletler
Künye . Reklam . İletişim . RSS   Copyright © 2017 Yeşilalan(Holaysa) Köyü Tanıtım Sitesi
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Yazılım & Tasarım : Mahmut ÖZDEMİR