Yazı Boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Em.Albay Bayram GENÇCAN
bgenccan@gmail.com
Devlet Sırrı
14 Ocak 2010 Perşembe Saat 09:17

Yıllar önce birlikte yaşadığı kadını döven şarkıcı İbrahim Tatlıses, magazin basının gündemini işgal etmiş ve özellikle feministlerin yoğun tepkisine maruz kalmıştı. O günlerin moda deyimi “Kadın Hakkı” idi. Sonra bazıları “kadın hakkı yoktur, Hakkı erkektir” diyerek işi sulandırmıştı. Şimdilerde gündem “Devlet Sırrı”. “Sırrı, bizim halı saha takımının kalecisidir, devlette Sırrı diye biri yoktur” diyerek biz de olayı esprili bir şekilde geçiştirebiliriz ama bu sefer de bizim magazincilerden farkımız kalmaz.

Biliyorsunuz “Devlet Sırrı” ile ilgili tartışmalar Genelkurmay Başkanlığına bağlı Seferberlik Tetkik Kurumunda kozmik odada yürütülen inceleme ile birden alevlenmişti. Kamuoyu, Avrupa normlarına göre düzenlenen birçok kavramın yanında “Devlet Sırrı”nın ne olduğu ve ne olması gerektiği konusunu tartışmaya başladı. Bu noktada, sizlerle “Devlet Sırrı” konusunda fikir teatisinde bulunmanın uygun olacağını düşündüm.

Değerli okurlar, “Devlet Sırrı” diye bir şey vardır. Her modern ve güçlü devlette olduğu gibi saklanması, tasnifi, aleniyeti, gizlilik derecesinin verilmesi, açığa çıkması ve yönetilmesi kurallara bağlı olmak şartıyla “Devlet Sırrı” olmalıdır. İdarenin öyle işlemleri vardır ki bunların bireyler ve kamuoyu tarafından bilinmesi bazı sakıncalı sonuçların ortaya çıkmasına sebep olabilir. Kanun koyucu, “özüne dokunmamak ve demokratik toplum düzeni esasları ile çelişmemek” kaydıyla, hukuk devletinin bir gereği olan şeffaflık ve bilgi edinme hürriyeti alanını sınırlayıcı nitelikte düzenlemeler yapabilir. Bazı durumlarda, idarenin elinde mevcut olan bazı nitelik ve içeriğe sahip bilgi ve belgelerin kamuoyunca bilinmesi ya da elde edilmesi istenmeyebilir. Burada ölçüt şudur: “idarede mevcut bilgi ve belgelerin kamuoyunun bilgisine açık olmasındaki bireysel çıkarlarla, bunların saklanılmasındaki kamusal çıkarlar arasındaki hassas dengenin kurulması”.

Devletin bekasını, geleceğini, menfaatlerini ilgilendiren bir konu, her önüne gelenin rahatlıkla ulaşabileceği ve ifşa edebileceği kolaylıkta ve düzeyde olmamalıdır.

Gereksiz gizlilik kültürüne son vermek, denetlenebilir şeffaf yönetim altında vatandaşların bilgi edinme haklarını güçlendirmek maksadıyla “devlet sırrı”nın en doğru biçimde tanımının yapılması gerekmektedir.

“Devlet Sırrı” nedir?

“Yetkisi bulunmayan kişilerce hakkında bilgi sahibi olunması halinde, devletin güvenliği, milli varlığı, bütünlüğü, anayasal düzeni ve dış ilişkilerini tehlikeye düşürebilecek her türlü bilgi ve belgeler” devlet sırrı olarak tanımlanmaktadır. Her devletin bu kapsamda bilgi ve belgesi olduğuna göre her büyük devletin bir “Devlet Sırrı” olduğu da sanırım açıktır.

“Geçmişte Devlet Sırrı”

Geçmişten günümüze büyük devlet olabilme özelliğini kazanmış İngiltere, İran, Çin, Rusya, Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, Fransa ve Osmanlı Devleti gibi devletlerin ortak özellikleri, elde ettikleri devlet sırrı kapsamındaki bilgiyi saklamak, muhafaza etmek ve kullanmak olmuştur.* Osmanlı Devletinden Türkiye Cumhuriyeti’ne devrolunan yaklaşık 150 milyonun üzerindeki arşiv belgesi Osmanlıda yazılı kâğıda gösterilen saygının ve özellikle “Devlet Sırrı” kapsamındaki bilgi ve belgelerin titizlikle saklandığının bir sonucu olarak değerlendirilebilir. Selçuklularda ve Anadolu Beyliklerinde olduğu gibi Osmanlılarda da hükümdarın “Divan” teşkilatında her türlü yazışmalarını yürüten bürokrat ekibinin yanında, kayıtları ve belgeleri saklayan bazı görevliler ve bunların korunduğu yerler vardı. Osmanlı Devletinin saraylarında Hazine-i Hümayun ve defterhane Hazinesi adlı iki hazine vardı. Osmanlı kanunnamelerine göre bu iki hazine de padişahın vezir-i azamda bulunan mührü ile mühürlenirdi. Ülkenin 25 yılda bir muhakkak, lüzum görülürse daha kısa aralıklarla genel kayıtları (tahrirleri) yapılırdı. Bu kayıtların yazılı olduğu defterlerin birer suretleri de Defterhane Hazinesinde büyük bir itina ve dikkatle saklanırdı. I’nci Abdülhamit (1774-1789) döneminde de Divan-ı Hümayun kaleminde mevcut olan mektup, antlaşma ve devlete ait önemli kayıtların zapt edildiği önemli cüzler ve defterlerin devamlı olarak korunmalarının öncelikle yapılması gerekli işlerden olduğu belirtilmektedir.

Sadrazamlarla vezirlerin devlet işleriyle ilgili padişahlarla görüştükleri hususların gizli kalması için saraya dilsizler alınmıştı. Bunlara `bizeban` denirdi. ** Dilsizler genelde zeki adamlar olduğu için padişahlara ve devlet adamlarına işaretlerle maksatlarını anlatabilirlerdi. Sefer günleri padişahların iradesini silahtar, başçuhadar ve sır kâtibi gibi bizebanlar da tebliğe aracı olurlardı. Saraydaki koğuşların her birinde üçer beşer bizeban bulunurdu. Devlet için önemli olan sırları Osmanlı böyle koruyordu.

“Devlet Sırrı”nın kuralları nasıl olmalıdır?

“Devlet Sırrı”nın çizgileri doğru tanımlanmalıdır.

“Devlet Sırrı” zırhı çok itinalı bir biçimde giydirilmeli, devletin yüksek menfaatleri mutlaka gözetilmelidir.

“Devlet Sırrı”, iç ve dış güvenliğimizi, askeri ve siyasi politikalarımızı ve bu güne kadar kapsama alanına dahil edilmeyen ekonomik alanı da içermelidir.

“Devlet Sırrı” niteliğindeki bilgiler ve belgelerin bir gizlilik derecesi olmalıdır. “Devlet Sırları”na her aklına gelen dokunamamalıdır. Dokunanlara hapis, meslekten ihraç gibi içeriğine, konumuna uygun yaptırımlar uygulanmalıdır.

“Devlet Sırrı” olmayan ancak yetkili olmayanlardan başkasının eline geçmesi halinde kişi, kurum ve kuruluşları zarara uğratacak bilgi ve belgeler ile devletimizin müttefiki olan yabancı ülkelerin ve dahil olduğu ittifaklar ile taraf olduğu uluslararası antlaşmaların da bir gizlilik derecesi olmalıdır.

Askeri makamlar tarafından hazırlanan savunma ve askeri konulara ilişkin bilgi ve belgeler, istihbarat çalışmaları yapan kamu kurum ve kuruluşları tarafından yürütülen istihbarata ilişkin faaliyetler, açıklanması ya da zamanından önce açıklanması halinde devletin ulusal ekonomik politikasının yürütülmesine zarar verecek veya haksız rekabet ve kazanca sebep olacak bilgi ve belgeler ile diğer yetkili makamların faaliyetlerine ilişkin olarak özel kanunlarında gizli olduğu belirtilen bilgi ve belgeler de bu kapsama dahil edilmelidir.

Belgeler verilen gizlilik dereceleri süreli veya süresiz olarak düzenlenmelidir. Gizlilik dereceleri ve süreleri gerekli hallerde değiştirilebilmeli veya kaldırılabilmelidir. Gizlilik dereceli bilgi ve belgelerin hala gizli olup almadıkları belirli aralıklarla kontrol edilmelidir. Aksi bir durum yoksa gizlilik dereceli bilgi ve belgeler gizliliğine karar verildiği tarihten örneğin 20 ya da 30 yıl sonra bu niteliğini kaybetmelidir.

Devlet, kendi geliştirdiği her belgeyi gelişigüzel “sır” kapsamına almamalıdır. “Devlet Sırları” elbette göz önünde olmamalı, tanımlamasında keyfilikten, şahsi çıkardan ve aşırı şüpheden kaçınılmalıdır.

“Devlet Sırrı”nın tanımı çok geniş tutulmamalıdır. Sırlar net olarak belirlenmeli ve ortaya konmalıdır. Kapsamı, niteliği belirsiz olmamalıdır. Gizlilik derecelerinin verilmesinde hassas davranılmalı ve rasgele verilmemelidir.

Gizlilik dereceli evraklar, belli kurallara göre saklanmalıdır. Kimin, hangi belgeyi nerede ve nasıl muhafaza edeceği kurala bağlanmalı ve bilinmelidir.

Yargı, gizliliğin aleniyete azamî önem göstermek şartıyla “gizli” gizlilik derecesindeki evrakları inceleyebilmelidir. Bu ülkede devletin hâkim ve savcılarının “Devlet sırrı”na erişebilmelerinin önünde engel olmamalıdır.

Vatandaşın hangi bilgilere ulaşabileceği konusundaki hükümler, demokratik ve şeffaf yönetimin gereği olan eşitlik, tarafsızlık ve açıklık ilkelerine uygun olarak kişilerin bilgi edinme hakkını kullanmalarına ilişkin esas ve usulleri düzenleyen “Bilgi Edinme Kanunu”nda belirtilmiştir. Vatandaşın bilgi edinme hakkı sonuna kadar korunmalı ancak vatandaşın elinde, hafızasında “Devlet Sırrı” olmamalıdır.

Diğer önemli husus, hiçbir suç, hiçbir şekilde “Devlet Sırrı” olmamalıdır. Hukuk düzeni dışında suç teşkil edecek belgeleri açığa çıkarmak her vatandaşın görevi olmalı, olabilmelidir.

Sağlık ve afiyetle kalın…

*    “Görüşler”, Fatih Rukancı

**  “Osmanlı'yı Cihan Devleti Yapan 150 Sır”, Ali Karaçam.

Bu makale toplam 2382 defa okundu.
eline sağlık
HÜSEYİN MUŞİ
Açıklamalarından dolayı değerli komudanımızı kutlar,bilgilendirdiği için ayrıca teşekkür ederim.demokrasi hür iradedir.Herkes başkalarına zarar vermeden duygu ve düşüncelerini açıklama hakkına sahıptır.Ancak bilen ve susan,kunuşmayan insanlar nedense daha fazla taktir edilmekte.açık yorumunuz dan dolayıda takrar teşekkürler.Birileri okuması dileğiyle.slm.
27 Ocak 2010 Çarşamba Saat 09:42
YAZARIN DİĞER YAZILARI
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
ŞAİRLERİMİZ
SİTE ANKET
Köyümüzün Öncelikli en önemli sorunu sizce nedir?
Yollar
Cenaze Morgu
Çöp
Kanalizasyon
Şadırvan ve Ortak Tuvaletler
Künye . Reklam . İletişim . RSS   Copyright © 2018 Yeşilalan(Holaysa) Köyü Tanıtım Sitesi
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Yazılım & Tasarım : Mahmut ÖZDEMİR